Sürdürülebilir Kentler

SÜRDÜRÜLEBİLİR KENTLER
Küresel nüfusun büyük bir kısmı artık kentlerde yaşamaktadır ve bu oran 2050 yılına kadar dünya nüfusunun %68’ine ulaşacaktır. Kentleşme, ekonomik büyümeyi teşvik eden bir faktör olmakla birlikte, doğal kaynak tüketiminin hızlanmasına, biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve iklim değişikliğinin hızlanmasına yol açan en büyük etkenlerden biridir. Hızla artan kent nüfusu, enerji, su, ulaşım ve konut gibi temel ihtiyaçları karşılama kapasitesini zorlamaktadır. İklim krizinin yol açtığı afetler ve iklim değişikliğinin yarattığı çarpan etkisiyle birlikte kentlerimizin iklim dirençliliği giderek azalmaktadır. Bugün, küresel nüfusun yüzde 40’ından fazlasını oluşturan 3,3 milyardan fazla insan, iklim krizinin etkilerine karşı son derece kırılgan olan kentlerde, dezavantajlı bir durumda yaşamaktadır1. Bu durum sürdürülebilir kentsel politikaların acilen hataya geçirilmesini kaçınılmaz hale getirmektedir. Sürdürülebilir şehirler, ekonomik büyüme, sosyal eşitlik ve çevresel sürdürülebilirliği bir arada ele alarak, mevcut ve gelecek nesiller için daha yaşanabilir kentler oluşturmayı hedeflemektedir.
Sürdürülebilir Kent Kavramının Gelişimi
İklim değişikliğinin doğal faktörler dışındaki temel nedeni insan faaliyetleridir. Özellikle 18. yüzyıldan sonra sanayileşme ve kentleşmenin birlikte yükselişe geçmesi çevresel sorunların artışındaki iki önemli etken haline gelmiştir. 20. yy’a gelindiğinde ise kentler nüfusun yoğunlaştığı, sosyal ve çevresel sorunların zirveye ulaştığı yaşam alanları olmuştur. Doalyısıyla çeşitli düşünürler tarafından bu olumsuz durumlara yönetlik çözümler geliştirmek için çeşitli yeni kentsel modeller önerilmiştir. Ebenezer Howard tarafından geliştirilen Bahçe Kent modeli, sürdürülebilir kentleşme olgusunun erken dönem çalışmalardan biri olarak tanımlanabilir. Howard’ın 1892 yılında yayımladığı Yarının Bahçe Kentleri çalışması yeni bir kent modelinin yanı sıra yeni bir toplumsal yapının inşasını da önermektedir2. Ancak her ne kadar bir ilki oluştursa da bu dönemde sürdürülebilirlik kavramının kullanımı söz konusu olmadığından böyle bir tanımlama yapılmamıştır.
Robert Park ve diğer Chicago Okulu düşünürlerinin 1925’te yazdığı “The City” isimli kitapta otomobil merkezli bir işlevsellikle planlanan modern kentlerin sanayi kentlerinden daha tehlikeli bir geleceğe yol açabileceğini çarpıcı biçimde ortaya koyulmaktadır. Hemen ardından, 1933’te Atina’da gerçekleşen Uluslararası Modern Mimari Kongresi’nde yaşanabilir kent ilkeleri tespit edilmiştir. Le Corbusier ve Jean Giradoux bu ilkeleri Atina Anlaşması kitabında ele almış ve 1941 yılında yayınlamıştır3. Böylece insan yaşamına uygun ve sürdürülebilir kent olgusuna dair teorik çerçeve bilimsel düzeyde oluşmaya başlamıştır.
Kentsel sürdürülebilirlik olgusu, ilk olarak 1972 Stockholm Konferansı ile küresel düzeyde tartışılmaya başlanmıştır. Konferans sonucunda, kentleşmenin çevresel etkilerini en aza indirgemek için planlı kentleşme ve insan yerleşimlerinin sürdürülebilirliği konusu gündeme gelmiştir. Bugün kullandığımız biçimiyle sosyal, çevresel ve ekonomik unsurları içeren sürdürülebilir kavramının ilk kullanımı 1987 yılında “Ortak Geleceğimiz” adıyla yayımlanan Brundtland Raporu’dur4. Raporda sürdürülebilir kalkınma ilkeleri vurgulanarak, kentleşmenin çevreye zarar vermeden nasıl gerçekleştirilebileceği de ele alınmıştır. 1992 Rio Konferansı ile birlikte, Gündem 21 kapsamında sürdürülebilir kentleşme ilkeleri oluşturulmuş, 1996 Habitat II Konferansı ise kentleşme politikalarında sürdürülebilirlik çerçevesini belirlemiştir. 2015 yılında kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) kapsamında ise SKA 11 – Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar başlığı altında kentlerin daha kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir hale getirilmesi için gerekli hedefleri belirlemiştir.
Sürdürülebilir Kentlerin Temel İlkeleri
Sürdürülebilir şehirler, kentlerin doğal kaynaklarını koruyarak insanlara daha sağlıklı ve yaşanabilir ortamlar sunmasını amaçlamaktadır. Bu kapsamda, sürdürülebilir kent politikaları karbonsuzlaşma, enerji verimliliği, yeşil altyapı ve katılımcı yönetim süreçleri gibi başlıklarda şekillenmektedir:
Düşük Karbonlu Kentleşme: Kentler, küresel sera gazı emisyonlarının %75’inden sorumludur. Sürdürülebilir şehirler, enerji kullanımını azaltarak ve yenilenebilir enerji kaynaklarını teşvik ederek karbon ayak izini düşürmeyi hedeflemektedir.
Yeşil Ulaşım: Toplu taşımanın geliştirilmesi, bisiklet yolları ve yaya dostu alanların artırılması ile karbon emisyonlarının azaltılması sağlanmaktadır.
Yeşil Alanlar ve Doğa Temelli Çözümler: Kentsel yeşil alanlar, hava kalitesini artırmak, sıcaklık dalgalanmalarını dengelemek ve biyolojik çeşitliliği korumak için kritik rol oynamaktadır.
Kaynak Verimliliği ve Döngüsel Ekonomi: Atık yönetimi, su ve enerji verimliliği stratejileri ile kentlerin doğal kaynak tüketimini optimize etmesi gerekmektedir.
Dirençlilik ve Uyum: İklim değişikliğine karşı şehirlerin altyapısının güçlendirilmesi, su baskınlarına ve aşırı hava olaylarına karşı önlemler alınması gereklidir.
Katılımcı ve Kapsayıcı Yönetim: Kentsel planlamada yerel yönetimlerin, özel sektörün, akademik çevrelerin ve vatandaşların sürece dahil edilmesi, kentlerin daha sürdürülebilir hale gelmesini sağlayacaktır.
- UN Habitat (2024), Cities and Climate Action – Word Cities Report 2024, ↩︎
- Çınar, T., (2000), “Bahçekent Modelinin Düşünsel Kökenleri ve Kent Bilime Katkıları”, Ankara Üniversitesi SBF Dergi, Cilt 55, Sayı 1 ↩︎
- Tuğaç, Ç., (2018), Türkiye’de Kentsel İklim Değişikliği İçin Eko-kompakt Kentler, A.Ü. Ernst Reuter İskan ve Şehircilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara ↩︎
- https://sustainabledevelopment.un.org/content/documents/5987our-common-future.pdf ↩︎









