Doğa Koruma

Doğa Korumanın Tanımı ve Önemi

Doğa koruma, doğa ve doğal kaynakların korunmasını, iyileştirilmesini ve akılcı şekilde kullanılmasını; ayrıca çevre üzerindeki olumsuz insan etkilerinin en aza indirilmesini amaçlayan tüm çabaları ifade eder. Bu disiplin, biyolojik çeşitliliğin devamını sağlamak ve ekosistem dengelerini korumak için kritik öneme sahiptir. Biyolojik çeşitlilik terimi, bir bölgedeki tüm canlıların (bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar vb.) ve bunların genetik ile ekolojik çeşitliliğinin bütününü kapsamaktadır. Sağlıklı bir ekosistem, insanlığın refahı için gerekli olan yaşam destek süreçlerinin sürekliliğini sağlar ve bu yönüyle biyolojik çeşitlilik, sürdürülebilir ve sağlıklı bir çevrenin en önemli göstergelerinden biridir. Doğadaki canlı organizmaların ve ekolojik süreçlerin bizlere temiz hava, su, gıda ve daha pek çok fayda sağladığı düşünüldüğünde doğa korumanın önemi daha iyi anlaşılır.

Nitekim ekosistemler tarafından sunulan bu ekosistem hizmetleri, oksijen üretimi, suyun arıtılması, toprağın verimliliği, bitki tozlaşması ve iklimin düzenlenmesi gibi hayati fonksiyonları içerir. Örneğin, bitkiler ve mikroorganizmalar havayı ve suyu temizleyerek bizlere sağlıklı bir yaşam ortamı sunar; arılar ve diğer tozlayıcılar tarımsal üretim için vazgeçilmezdir; doğal yırtıcılar zararlı böcekleri kontrol altında tutarak ekinleri korur; ormanlar ve sulak alanlar sellerin ve taşkınların etkisini azaltır. Dolayısıyla, doğanın korunması yalnızca etik bir sorumluluk değil, aynı zamanda insan sağlığı, gıda güvenliği ve ekonomik refah için de vazgeçilmez bir gerekliliktir.

Biyolojik Çeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri

Biyolojik çeşitlilik, genetik düzeyden tür ve ekosistem düzeyine kadar yaşamın tüm çeşitliliğini içerir. Bu çeşitlilik ne kadar zenginse, ekosistemlerin değişen koşullara karşı dayanıklılığı ve üretkenliği o kadar yüksek olmaktadır. Biyolojik çeşitlilik, ekosistemlerin kendini yenileme ve insanlığa fayda sunma kapasitesinin temelidir. Sağlıklı bir biyosfer, temiz su ve hava sağlamaktan karbon döngüsünü düzenlemeye, toprağı verimli kılmaya kadar pek çok hizmet sunmaktadır. Bilimsel değerlendirmeler, biyolojik çeşitlilikteki artışın ekosistemlerde madde döngülerini ve enerji akışını daha etkin hale getirdiğini, buna karşın çeşitlilik kaybının ekosistem fonksiyonlarını zayıflattığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle, biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilir kalkınmanın da ön şartlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Doğanın insanlara sunduğu ekosistem hizmetleri dört ana kategoride incelenebilir: destekleyici, tedarik edici, düzenleyici ve kültürel hizmetler. Destekleyici hizmetler, diğer tüm hizmetlerin temelini oluşturan fotosentez, toprak oluşumu ve besin döngüsü gibi süreçlerdir. Tedarik edici hizmetler, gıda, su, odun, lif ve ilaç gibi doğrudan elde ettiğimiz ürünleri kapsamaktadır. Düzenleyici hizmetler, iklimin dengelenmesi, hastalık ve zararlı kontrolü, su ve hava kalitesinin sağlanması ile toprak erozyonunun önlenmesi gibi doğanın dolaylı fakat hayati katkılarıdır. Kültürel hizmetler ise insanların doğadan elde ettiği rekreasyon, estetik haz, ilham ve kültürel değerler gibi soyut faydaları içermektedir. Örneğin, orman ekosistemleri karbondioksiti emerek iklim değişikliğini yavaşlatırken aynı zamanda sel riskini azaltır; arılar ve diğer tozlayıcı böcekler birçok bitkinin üremesine aracılık ederek tarımda yıllık milyarlarca dolarlık bir değer yaratır; çeşitli bitki türleri ilaç keşifleri için potansiyel sunar; doğal peyzajlar ve milli parklar ise turizm ve eğitim değeri taşır. Görüldüğü üzere, doğayı korumak aslında bu vazgeçilmez hizmetlerin sürdürülebilirliğini güvence altına almaktadır.

Doğal Yaşamı Tehdit Eden Faktörler

Ne yazık ki son yüzyılda insan faaliyetleri, gezegenimizin biyolojik zenginliğini eşi görülmemiş bir hızla azaltmıştır. İklim değişikliği, çevre kirliliği, habitat kaybı ve kaynakların aşırı/sürdürülemez kullanımı gibi faktörler, doğa üzerindeki en büyük tehditler olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle ormansızlaşma, sulak alanların kurutulması ve kentleşme gibi arazi kullanımı değişiklikleri pek çok canlının yaşam alanını yok ederek ekosistemleri parçalamakta ve türleri tehlikeye atmaktadır. Dünya genelinde biyolojik çeşitlilikteki kayıplar çarpıcı boyutlardadır: Son 100 yılda vahşi memelilerin popülasyonlarının yaklaşık %83’ü ve bitki türlerinin yaklaşık %50’sinin yok olduğu tahmin edilmektedir. Bu dramatik gerilemenin temel sorumlusu, doğadaki tüm canlı biyokütlenin yalnızca binde birini oluşturan insanlardır. İnsanlığın gıda üretme, enerji elde etme, atık yönetimi ve doğal kaynakları tüketme biçimi, doğanın hassas dengesini bozmuştur. Ayrıca bilim insanları, iklim değişikliğinin çok hızlı gerçekleştiğini ve pek çok türün yeni iklim koşullarına uyum sağlayamadan yok olma riskiyle karşı karşıya kalabileceğini vurgulamaktadır.

Küresel ısınma nedeniyle sıcaklık ve yağış rejimlerindeki kaymalar, deniz seviyesinin yükselmesi ve aşırı hava olaylarının artması, hassas ekosistemleri ve endemik türleri büyük baskı altına almaktadır. Bununla birlikte, kimyasal kirlilik (örneğin pestisitler, endüstriyel atıklar ve plastik kirliliği) kara ve su ekosistemlerine zarar vererek besin zincirlerini etkilemekte; istilacı (yabancı) türlerin yayılması yerel türleri tehdit etmektedir. Tüm bu tehditler, ekosistemlerin insanlara sağladığı hizmetlerin aksamasına yol açarak ekonomik ve sosyal açıdan da ciddi riskler doğurur. Dolayısıyla, doğa koruma çabalarının merkezinde bu tehditlerin azaltılması ve mümkün olduğunca ortadan kaldırılması yer almaktadır.

REC Türkiye ve Doğa Koruma Alanındaki Faaliyetler

Doğayı koruma konusunda, Türkiye’de farklı kurum ve kuruluşlar geniş kitleleri harekete geçirmeye ve çözüm üretmeye çalışmaktadır. Doğa koruma ve biyolojik çeşitlilik, Kaynak, Çevre ve İklim Derneği’nin (REC Türkiye) aktif çalıştığı öncelikli konulardan ve ana çalışma temalarından biridir. REC, öğrencilerden kamu temsilcilerine uzanan geniş bir hedef kitleyle çalışarak politika geliştirme, kapasite geliştirme, eğitim ve farkındalık artırma projeleri yürütmektedir.

REC Türkiye’nin doğa koruma alanındaki en önemli çalışmalarından biri, Natura 2000 Teknik Yardım Projesi’dir. 2015-2018 yılları arasında yürütülen ve Avrupa Birliği Katılım Öncesi Mali Aracı (IPA) tarafından desteklenen bu proje, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile iş birliği içinde gerçekleştirilmiştir. Projenin temel amacı, AB’nin en önemli doğa koruma mevzuatı olan Kuş ve Habitat Direktiflerinin ulusal düzeyde etkin şekilde uygulanabilmesi için Türkiye’nin kurumsal ve teknik kapasitesini güçlendirmek olmuştur. Natura 2000 Projesi kapsamında, Türkiye’de bulunan ve AB direktifleri ek listelerinde yer alan türler ile habitatların envanteri çıkarılmış; mevcut Sistematik Koruma Planlaması yaklaşımı, AB’nin Natura 2000 yaklaşımıyla harmanlanarak yeni bir “Natura 2000 Alan Seçimi Metodolojisi” geliştirilmiştir. Bu metodoloji ışığında pilot bölgelerde (özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde) potansiyel Natura 2000 alanları belirlenmiş ve ülkemizde Natura 2000 ağı için bilimsel bir temel oluşturulmuştur.

Proje sonuçlarından biri olarak, Natura 2000 alanlarına yönelik, AB ülkelerindeki biyolojik çeşitlilik veri tabanları ile uyumlu yeni bir ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanı kurulmuş; ayrıca belirli habitat tiplerini tanımlayan Habitat Yorumlama Kılavuzu gibi kalıcı bilgi kaynakları hazırlanmıştır. REC Türkiye, proje ortaklarıyla birlikte, doğa koruma alanında önemli kapasite geliştirme faaliyetlerine imza atmıştır: Natura 2000 konusunda kapsamlı eğitim programları düzenlenmiş, AB doğa koruma müktesebatına (mevzuatına) uyumlu ikincil mevzuat hazırlanmasına destek olmak üzere çalıştaylar gerçekleştirilmiş ve terminoloji birliğini sağlamak amacıyla Natura 2000 Terimler Sözlüğü hazırlanarak paydaşların kullanımına sunulmuştur. Böylece proje, Türkiye’nin biyolojik çeşitlilik koruma çabalarına kurumsal altyapı ve bilgi birikimi kazandırarak AB standartlarına yaklaşmasına önemli katkı sağlamıştır.

REC Türkiye, doğa korumayı yalnızca yasa ve politikalara uyum çalışmalarıyla sınırlı tutmayıp halk eğitimi ve farkındalık faaliyetlerine de büyük önem vermektedir. Bu kapsamda yürütülen başarılı örneklerden biri “Yeşil Kutu Yollarda” projesidir. 2018 yılında Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi (TANAP) desteğiyle başlatılan bu proje, bir çevre eğitimi ve farkındalık artırma girişimidir. Projenin amacı, TANAP güzergâhındaki 9 ilde “Sürdürülebilir Kalkınma için Eğitim” yoluyla öğrencilerin çevre ve sürdürülebilirlik konularında bilinç ve davranışlarında olumlu değişiklikler yaratmaktır. Yeşil Kutu Yollarda kapsamında Ankara’da, özellikle genç kuşağa hitap eden gezici bir Doğa ve Sürdürülebilirlik Sergisi kurulmuştur; sergi içerikleri döngüsel ekonomi, iklim değişikliği ve doğa koruma gibi temaları interaktif bir şekilde işlemeyi hedeflemiştir.

Pproje güzergâhı üzerindeki dokuz ilde öğretmenlerin sürdürülebilir kalkınma eğitimi konusunda kapasitesini artıracak eğitimler düzenlenmiş; ilk, orta ve lise düzeyindeki öğrenciler için seyyar bir sınıf ortamında Yeşil Kutu Eğitim Seti kullanılarak eğlenceli aktivitelerle öğrenme imkânı sağlanmıştır. Bu sayede öğrenciler hem teorik bilgiyi hem de uygulamalı deneyimi bir arada edinmiş, aileleriyle birlikte katıldıkları etkinlikler yoluyla edindikleri sürdürülebilir yaşam pratiklerini pekiştirme fırsatı bulmuştur. Yeşil Kutu eğitim materyali, biyolojik çeşitlilik, iklim değişikliği, enerji, su, atık yönetimi gibi çevre ve sürdürülebilirlik konularını kapsamlı biçimde ele almaktadır. REC Türkiye’nin yaklaşık 15 yıldır çevre alanında yürüttüğü çalışmaların ortak hedefi, Türkiye’nin çevresel konulardaki hukuki, kurumsal ve teknik kapasitesini geliştirmek ve böylelikle çevre mevzuatının etkin uygulanmasını sağlamaktır. Yeşil Kutu Yollarda projesi de bu hedef doğrultusunda genç nesillerde doğa koruma bilinci oluşturmayı başararak önemli bir etki yaratmıştır.

Bunun yanında, genç nesilleri doğa koruma ve çevre konusunda teşvik eden yarışmalar da REC Türkiye’nin gündemindedir. Örneğin 2019 yılında düzenlenen ulusal çaplı “Sıfır Atık” yarışması, üniversite öğrencilerini geri dönüşüm ve atık azaltma konusunda yaratıcı projeler geliştirmeye davet etmiştir. “Sıfırdan Başlıyoruz!” sloganıyla duyurulan bu yarışma, geri dönüştürülebilir atıklar konusunda öğrenciler arasında farkındalık oluşturmayı, atıkların ekonomiye kazandırılması ve kontrolsüz atıkların doğaya verdiği zararlar hakkında gençleri düşünmeye sevk etmeyi amaçlamıştır. Ülke genelinde ilgi gören Sıfır Atık yarışması sayesinde birçok gencin dikkatini çevre sorunlarına çekmek mümkün olmuş; öğrencilerin çevreye olan ilgisi somut projeler geliştirerek artmıştır. Bu tür etkinlikler, sürdürülebilir bir gelecek için toplumun tüm kesimlerinin – özellikle de gençlerin – katılımının ne kadar değerli olduğunu göstermektedir.