TTGV İklim Teknolojileri Paneli
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) tarafından organize edilen 4. İklim Teknolojileri Paneli 4 Aralık Çarşamba günü CoZone’da gerçekleştirildi. Teknoloji girişimlerinin, farklı disiplin ve sektörlerden paydaşların bir araya geldiği etkinliğe Kaynak, Çevre ve İklim Derneği yönetim kurulu başkanı Dr. Rifat Ünal Sayman da panelist olarak katıldı. Panelin ilk oturumunda girişimler yenilikçi iklim teknolojileri içeren ürün ve fikirlerini sunarken ile ikinci oturumda sektörden uzmanlar kurumsal faaliyetlerini ve güncel gelişmeleri tartıştılar.

Sayman, panelde REC’in misyonunu ve son dönemde iklim değişikliği üzerine yaptığı çalışmaları anlattı. Ayrıca Türkiye’nin COP29’daki İki Yıllık Şeffaflık Raporunu (BTR) sunan 3. ülke olması ve bu konuda gösterdiği başarılara değindi. Sunduğumuz BTR’nin Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı geliştirilen azaltım ve uyum politikalarını ve mevcut durumu görmek için önemli olduğunu vurguladı. REC’in birinci BTR ile birlikte sunulan Ortak Tablo Formatlarına (CTF) ve rapordaki ulusal katkı beyanlarının izlenmesine ilişkin bölüme verdiği katkıları paylaştı. Panelin moderatörlüğünü yürüten Semih Dilsiz’in yönelttiği sorular üzerine REC tarafından hazırlanan A’dan Z’ye İklim Değişikliği Başucu Rehberi ve Türkiye’nin Karbon Yakalama, Kullanma ve Depolama Potansiyeli raporlarından da önemli bilgiler paylaştı. Sayman sözlerine şöyle devam etti:
Hazırladığımız raporda Türkiye’nin mevcut durumda karbon yakalama, kullanma ve depolama (KYKD) faaliyetlerine ilişkin zorlukları detaylı olarak paylaştık. Mevzuat, maliyetler ve teknik kapasite açısından karbon yakalama teknolojilerinin pratikteki kullanımına ilişkin yetersizlikler mevcut. Türkiye’nin karbon salımları ve depolama potansiyeli arasında istatistiklere dayalı dengesizlikler söz konusu. Örneğin, salımların %50’sinin kaynağı olan MRV’ye tabi enerji, çimento, demir-çelik gibi sektörlerin yoğun olduğu merkezler ile potansiyel depolama sahalarının farklı coğrafi bölgelerde olması ton başına 100€’yu aşan maliyetler KYDK faaliyetlerini zorlaştırıyor. Diğer yandan iklim değişikliği ile mücadelede rüzgar ve güneş gibi yenilebilir enerjiler çok kritik bir pozisyona sahip. Bu yatırımların değerlendirilmesi için önemli bir gereklilik olan ÇED süreçleri yeşil yatırımları hızlandırmak adına aksatıldığı takdirde doğabilecek sonuçlar yeşil dönüşümün güvenilirliğini zedeleyebilir. Doalyısıyla ÇED süreçlerini, Türkiye’nin yakın zamanda hazırladığı ve iklim finansmanı konusunda fırsatlar yaratan yeşil taksonominin uygunluk kriterlerine benzer mekanizmalar eklemek bir çözüm olabilir.
Sayman ayrıca, katılımcılardan gelen sorulara yanıt olarak Bakü’deki COP29’dan notlarını da paylaştı:
COP29’da iklim finansmanın miktarı üzerine alınan karar beklendiği gibi ihtiyaç duyulan bütçe ortalamasının altında kaldı. İklim finansmanı gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere aktarmayı taahhüt ettiği bütçeleri anlatıyor ancak yeşil dönüşümün finansmanıyla bu durum karıştırılıyor. Bu kapsamda 2025’te tüm ülkeler ulusal taahhütlerini güncelleyecek ve Türkiye’nin burada iyi bir pozisyon olması çok önemli. COP’larda iklim krizine ilişkin yapılan taahhütler uyum ve azaltım olarak ayrılıyor. Azaltım faaliyetleri ölçülebilirliği nedeniyle işaretlenmeleri daha kolay olduğundan görünürlükleri daha yüksek. Ancak uyum faaliyetlerini ölçmenin zorluğu nedeniyle daha az görünür oluyor. Ama iklim finansmanında eşit paya sahipler. Türkiye’nin hem uyum hem de azaltım için ayrı ayrı hazırlanmış planları mevcut. COP30 iyi pozisyon alınırsa bu anlamda Türkiye için yeni fırsatlar doğurabilir.
Katılımcılardan, Türkiye’nin küresel emisyonların yalnızca %1’lik payına sahip olmasının ihmal edilebilirliği ve COP’lara ilişkin eleştiriler hakkında yöneltilen soruya ilişkin:
Oyun teorisine göre %1’lik emisyona sahip tüm ülkeler kendi rasyonel faydalarına yöneldiği zaman bundan hem bu ülkeler hem de tüm gezegenimiz zararlı çıkacaktır. Dolayısıyla bu ihmal edilebilir bir konu değil. COP’lar küresel temenni ve taleplerin yoğunlaştığı kakafoniler gibi görünse de bu konferansların yapılmadığı bir senaryonun yapıldığı senaryodan çok daha kötü olacağı kesin. 1972’den bu yana devam eden 50 yılı aşkın geçmişi olan bu iklim diplomasisi süreçleri yürütülmeseydi bugün muhtemelen bulunduğumuz noktaya da ulaşamazdık. 1992’de Rio’da başlayan bu sürecin yine Brezilya’da devam edeceği COP30’da yaşanacak gelişmeler adına umutluyum.

Panelin sonunda TTGV tarafından panelistlere katılım plaketleri sunularak etkinlik sonlandırıldı.
