Türkiye’nin İlk “İlerlemenin Çok Taraflı Gözden Geçirilmesi” (FMCP) Süreci Tamamlandı.
10 Haziran 2026’da Türkiye’nin Paris Anlaşması kapsamında İlerlemenin Çok Taraflı Gözden Geçirilmesi (FMCP) süreci Bonn’da düzenlenen oturumda gerçekleştirildi. Oturumda, İklim Değişikliği Başkanlığı yetkilileri, Paris Anlaşmasının 13. Maddesi uyarınca diğer ülkelerin Türkiye’nin iklim politikalarının raporlanmasına ilişkin yönelttikleri sorulara yanıt verdi. Daha önce Türkiye, İklim Değişikliği Başkanlığı’nın yönetimi ve diğer kamu kurumlarının işbirliğiyle hazırlanmasını REC’in yürüttüğü Birinci İki Yıllık Şeffaflık Raporunu (BTR-1) 7 Kasım 2024 tarihinde UNFCCC sunmuş ve rapora ilişkin teknik uzman değerlendirme süreci tamamlanarak 6 Ağustos 2025 tarihinde UNFCCC tarafından yayınlanmıştı. Bugün yapılan toplantıyla birlikte Türkiye, Paris Anlaşması’nın 13. maddesi kapsamındaki Güçlendirilmiş Şeffaflık Çerçevesi’ne (ETF) ilişkin ilk döngü yükümlülüklerinin son aşaması tamamlandı.
Türkiye; Azerbaycan, Avustralya ve Brezilya’nın süreçlerinin de yürütüldüğü FMCP oturumunda yer aldı. Oturum sırasında en fazla soru, bu sene COP31’e ev sahipliği yapacak olan Türkiye’ye ve COP31 sürecindeki ortağı Avustralya’ya yöneltildi.
Oturum sırasında Güney Kore, Japonya, İngiltere, Polonya, Avrupa Birliği, Suudi Arabistan ve Cook Adaları Türkiye’ye, BTR’sine ve ulusal katkı beyanının (NDC) ilerlemesine ilişkin soru yöneltti. Bu kapsamda, planlanan emisyon ticaret sistemi (ETS), NDC hedefindeki değişim, sera gazı salım tahmin ve metodolojilerinin politika geliştirmede kullanımı, ulusal iklim mevzuatının NDC’nin uygulamasına katkısı, izleme ve değerlendirme kapasitesi, arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık (AKAKDO) politikaları, yenilenebilir enerji yatırımları ve fosil yakıtlardan çıkışa ilişkin yaklaşımına ilişkin konular öne çıktı. Yöneltilen sorular, Türkiye’nin azaltım taahhütlerini hukuki, kurumsal, teknik ve finansal araçlara nasıl dönüştürdüğüne ilişkin ilgili gösterdi.
Türkiye, yanıtlarında iklim politikasının ana hatlarını mevzuat, planlama, izleme, modelleme, piyasa temelli araçlar ve yatırım mobilizasyonunu bir araya getiren bütünleşik bir çerçeve olarak sundu. Türkiye, planlanan ETS’nin sadece şirketlerin ödeme yapacağı bir mekanizma olarak değil, aynı zamanda sanayi dönüşümü için uzun vadeli bir sinyal olarak tasarlandığını; daha verimli ve düşük emisyonlu üretimi ödüllendirmeyi amaçlayan kıyaslama temelli bir yaklaşımın benimsendiğini açıkladı. Türkiye ayrıca “Türkiye Endüstriyel Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu (Türkiye Industrial Decarbonization Investment Platfom – TIDIP)’I kurduğunu, yüksek emisyonlu sektörler için sektörel karbonsuzlaşma patikalarının geliştirilmesine ve ETS gelirlerinin teknolojik gelişimi desteklemek amacıyla kullanılmasının öngörüldüğüne atıfta bulundu. Planlama ve izleme bakımından Türkiye, azaltım stratejisi ve eylem planı için oluşturulan çevrimiçi izleme sistemini, göstergelerin ve kurumsal raporlamanın kullanımını ve azaltım çerçevesinin NDC 3.0 sonrasında güncellenmesi niyetini açıkladı. Türkiye NDC azaltım hedefinin %21’den %41’e çıkarılmasını, modelleme altyapısının güçlendirilmesini, ulusal politika belgelerinin uyumlaştırılmasını, İklim Kanunu’nun kabulünü, yerel iklim değişikliği eylem planlarının (YİDEP) hazırlanmasının zorunlu hale getirilmesini ve yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasını öne çıkarttı. AKAKDO ve fosil yakıtlar konusunda Türkiye, yutakların önemini koruduğunu, mevcut BTR’nin ötesindeki ayrıntılı projeksiyonların hâlen geliştirilmekte olduğunu ve resmi bir fosil yakıt veya kömürden çıkış tarihinin açıklanmadığını belirtti. Buna karşın, COP31’de Türkiye’nin hedefini yükselteceği beyan edilirken, ülkenin 2035 yılında 120 GW güneş ve rüzgâr kurulu gücüne ulaşma hedefi olduğu vurgulandı.
Detaylı sorular incelendiği zaman, Güney Kore piyasa temelli mekanizmaların yalnızca sanayi için ek uyum maliyetleri olarak algılanmadan sanayinin karbonsuzlaşmasını nasıl destekleyebileceğini sordu. Türkiye’nin güçlü piyasa mekanizmaları kullanmasına atıf yapan soru, ETS benzeri sistemlerin özellikle ağır sanayide yeşil teknolojilere özel sektör yatırımını aktif biçimde çekmek üzere nasıl tasarlanabileceğine odaklandı. Türkiye’nin bu soruya verdiği yanıt, ETS’nin bir uyum aracından daha fazlası olarak tasarlandığını vurguladı. Türkiye, sistemin özellikle daha verimli ve düşük emisyonlu üretimi ödüllendiren kıyaslama temelli bir yaklaşım yoluyla uzun vadeli dönüşüm için yatırım sinyali olarak işlemesinin hedeflendiğini belirtti. Bu yaklaşımın sonucu olarak, temiz teknolojilere, yakıt dönüşümüne, elektrifikasyona ve düşük karbonlu üretim süreçlerine yatırım yapan tesislerin zaman içinde daha güçlü bir konuma geleceği; karbon yoğun üretimin ise artan baskıyla karşılaşacağının altı çizildi. Türkiye bu yaklaşımı, politika mantığını kısa vadeli uyum maliyetlerinden uzun vadeli rekabetçilik, yenilikçilik ve yeşil sanayi dönüşümüne kaydırmanın bir yolu olarak sundu. Türkiye ayrıca uluslararası finansal kuruluşların desteğiyle başlatılan ve 2030 yılına kadar 5 milyar avro yatırım mobilize etmeyi ve yıllık 20 Mt CO2e emisyon azaltımı sağlamayı hedefleyen Türkiye Endüstriyel Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu’na atıfta bulundu. Çimento, çelik ve alüminyum gibi yüksek emisyonlu sektörler için çalışmaların sürdüğü ve ETS gelirlerinin teknolojik gelişimi desteklemesinin beklendiği ifade edildi.
Japonya, Türkiye’nin “İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı 2024-2030 (İDASEP) uygulanmasına odaklandı. Japonya sorusunda, Türkiye’nin geniş bir strateji ve eylem yelpazesini kapsayan kapsamlı bir İDASEP’e sahip olduğu belirtirken bu plandaki ilerlemenin izlenmesi için kurulan sistemlere ilişkin açıklama talep edildi. Türkiye, İDASEP’in 2053 net sıfır hedefini desteklediğini ve IPCC sektörel yapısıyla uyumlu yedi temel azaltım sektörünü kapsadığını açıkladı. Türkiye karbon fiyatlandırma mekanizmaları ve adil geçiş gibi yatay alanların da dâhil edildiğini belirtti. Tüm eylemler için uygulamanın izlenmesine imkân sağlayacak göstergeler geliştirildiğini ifade etti. Türkiye, sorumlu ve ilgili kurumların bu göstergelere karşı ilerlemeyi raporladığı dijital bir platform olarak çevrimiçi izleme sisteminin kurulduğunu açıkladı. Sistemin uygulama durumunun, başarıların, zorlukların ve gelecekteki ihtiyaçların izlenmesine imkân sağladığını; aynı zamanda sektörler arasında hesap verebilirliği ve koordinasyonu desteklediğini belirtti. Türkiye ayrıca azaltım stratejisi ve eylem planının NDC 3.0 sonrasında güncelleneceğini ifade ederek planlama, izleme ve revizyonun birlikte gelişmesinin öngörüldüğü döngüsel bir yaklaşıma işaret etti.
İngiltere, Türkiye’nin güncellenmiş NDC’sine ve 2030 yılı için azaltım hedefinin %21’den neredeyse iki katı olan %41’e çıkarılmasına atıfta bulundu. Soru, Türkiye’nin hedef düzeyini artırırken deneyimlediği başlıca başarılar ve zorluklara ilişkin açıklama talep etti. Türkiye, %21’den %41’e yükselişin enerji, binalar, ulaştırma ve planlama sektörlerinde yaşanan önemli gelişmelerle desteklendiğini belirtti. Türkiye, yenilenebilir kurulu gücün son on yılda iki katına çıktığını, düşük karbonlu kaynakların elektrik üretiminde önemli bir paya ulaştığını, enerji verimliliğinin arttığını ve kamu binaları için enerji tasarrufu hedefinin getirildiğini ifade etti. Türkiye, ulusal idare içinde modelleme altyapısı oluşturmanın önemini vurguladı. Enerji ve emisyon modelleme sonuçlarının artık ulusal iklim ve ekonomik kalkınma stratejileri ile yatırım planlarını bilgilendirmek için kullanıldığını belirtti. Türkiye ayrıca NDC uygulaması için azaltım ve uyum eylem planlarının hazırlandığını ve kalkınma planı, sanayi planı ve uzun vadeli düşük emisyon stratejisi dâhil ilgili ulusal belgelerin revize edilen azaltım çerçevesiyle uyumlaştırıldığını ifade etti.
Polonya, Türkiye’nin BTR ile NDC’ye ulaşmak için ETS dâhil geniş bir azaltım politika ve tedbirler (PaMS) seti raporladığını belirtti. Soruda, PaMs’lara ilişkin çakışmaların nasıl dikkate alındığının açıklanması istendi. Türkiye, birden fazla PaMS’nin azaltım etkileri değerlendirilirken mantıksal tutarlılığın korunmasının ve çifte sayımın önlenmesinin önemini kabul ettiğini belirtti. Türkiye, iklim politikalarının sektörler arası niteliği nedeniyle özellikle enerji, ulaştırma ve binalar sektörlerinde örtüşmeler ortaya çıkabileceğini açıkladı. Bunu ele almak için Türkiye, azaltım senaryoları ve projeksiyonları hazırlanırken bütünleşik bir değerlendirme yaklaşımı uyguladığını belirtti. Tekil politikaların tahmini etkilerini basit bir toplama yöntemiyle bir araya getirmek yerine, politikaların modelleme çerçevesi içinde birlikte değerlendirildiğini ifade etti. Bu yaklaşımın, farklı önlemler arasındaki etkileşimlerden kaynaklanabilecek emisyon azaltımı tahminlerinin olduğundan yüksek hesaplanmasını önlemeye yardımcı olduğunu belirtti. Türkiye ayrıca azaltım politikalarının uygulanmasını takip etmek için eylem planı izleme mekanizmasının kullanıldığını ve ayrıntılı uygulama bileşenlerinin izleme sistemine dâhil edildiğini ifade etti. Çevrimiçi izleme mekanizmasının PaMS’lerin takibini desteklediğini; belirli önlemlerin bireysel etkilerini hesaplama kapasitesini güçlendirmeye yönelik çalışmaların ise sürdüğünü belirtti.
Avrupa Birliği, sorusunu ulusal iklim mevzuatının uluslararası taahhütlerin uygulanmasındaki rolü çerçevesinde yöneltti. Türkiye’nin İklim Kanunu’nun uluslararası taahhütlerin ulusal politikalara dönüştürülmesi için bir çerçeve sunduğu belirtildi ve ulusal iklim mevzuatı ile hukuki çerçevenin NDC uygulamasını nasıl desteklediğinin açıklanması istendi. Türkiye, İklim Kanunu’nun kabulünün iklim eylemine ilişkin kurumsal ve hukuki çerçevenin güçlendirilmesinde önemli bir adım olduğunu belirtti. Kanunun net sıfır hedefi ve yeşil kalkınma yaklaşımıyla uyumlu olduğunu; şeffaflık ve adil geçiş ilkelerini içerdiğini ifade etti. Türkiye, kanunun özellikle ETS başta olmak üzere piyasa temelli araçlar için temel oluşturduğunu ve yerel düzeyde de yerel iklim değişikliği eylem planlarının (YİDEP) hazırlanmasını desteklediğini açıkladı. Kanunun ayrıca temiz teknolojilerin yaygınlaştırılması ve iklim değişikliğine uyum çabalarının güçlendirilmesi için hukuki dayanak sağladığını belirtti. Türkiye, kanunun yerel yönetimler için yerel iklim değişikliği eylem planlarının hazırlanmasını zorunlu hale getirdiğini ve bunun özellikle uyum uygulaması bakımından önemli olduğunu vurguladı. Türkiye ayrıca bina standartları, enerji, yeşil dönüşüm teşvikleri, yenilenebilir enerji ve yenilenebilir enerji destek mekanizmalarına ilişkin ikincil mevzuata atıfta bulundu. Güçlü destek mekanizmalarının özellikle güneş ve rüzgâr enerjisinde önemli kapasite artışlarına katkı sağladığını ve yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam elektrik kurulu gücünün %62’sini oluşturduğunu ifade etti.
Suudi Arabistan, şeffaflık ve sarı gazı salım tahminleriyle ilgili iki bağlantılı konuyu gündeme getirdi. İlk konu, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının raporlanması konusunda ulusal kurumsal ve teknik kapasitesini nasıl güçlendirildiği ve bu kapasitenin birinci BTR’nin hazırlanması ve sunulmasını nasıl kolaylaştırdığı oldu. İkinci konu ise Türkiye’nin sera gazı salımlarını tahmin etme konusundaki deneyimi, tahmin sürecinde karşılaşılan başlıca zorluklar ve bu zorlukların nasıl ele alındığıydı. Türkiye, yanıtında ulusal envanter raporlamasındaki uzun süreli deneyimini vurguladı. UNFCCC’ye Ek-I Taraf olarak Türkiye’nin, 2006 yılındaki ilk sunumundan bu yana ulusal envanter raporlama yükümlülüklerini kesintisiz şekilde yerine getirdiğini belirtti. Türkiye bunu, Paris Anlaşması kapsamındaki ETF’den önceye uzanan sürdürülebilir bir kurumsal şeffaflık taahhüdünün göstergesi olarak sundu. Yaklaşık yirmi yıllık süreçte Türkiye’nin sektörel kapsamı genişleterek, ardışık IPCC kılavuzlarıyla uyumlu biçimde metodolojik yaklaşımları geliştirerek ve TÜİK ile ilgili bakanlıklar arasındaki kurumlar arası koordinasyonu güçlendirerek ulusal envanter sistemini sürekli iyileştirdiğini ifade etti. Türkiye ayrıca enerji, IPPU, tarım ve diğer sektörlerde yapılan incelemeler sonrasında gerçekleştirilen iyileştirmelerin raporlama sistemini daha da güçlendirdiğini belirtti. Bu raporlama deneyiminin ve kurumsal sürekliliğin ilk BTR’nin hazırlanmasını ve sunulmasını desteklediğini ve Türkiye’nin Paris Anlaşması’nın 13. maddesini tutarlı biçimde uygulama taahhüdünü gösterdiğini ifade etti.
Soon olarak Cook Adaları, Türkiye’nin azaltım patikasında AKAKDO ve enerji sektörlerine odaklandı. BTR’ye göre AKAKDO sektörünün Türkiye’nin iklim stratejisinde önemli bir role sahip olduğu belirtildi ve bu sektörün 2035 yılına kadar beklenen katkısına ilişkin bilgi talep edildi. Ayrıca enerji sektörünün en büyük emisyon kaynağı olduğuna atıf yapılarak Türkiye’nin yenilenebilir enerjiyi daha fazla artırmayı, fosil yakıtlardan çıkışı, fosil yakıtlardan çıkış planı geliştirmeyi veya kömürden çıkış tarihi belirlemeyi planlayıp planlamadığı soruldu. Türkiye, AKAKDO’nun orman alanlarının genişletilmesi, orman rehabilitasyonu, sürdürülebilir orman yönetimi ve karbon yutak alanlarının genişletilmesi yoluyla ulusal iklim stratejisinin önemli bir bileşeni olmaya devam etmesinin beklendiğini belirtti. Türkiye, AKAKDO’ya ilişkin mevcut BTR’de raporlananların ötesindeki ayrıntılı projeksiyonların hâlen geliştirilmekte olduğunu açıkladı. Enerji konusunda Türkiye, ekonomik kalkınma, sanayileşme ve elektrifikasyonla bağlantılı artan enerji talebi nedeniyle fosil yakıtların önümüzdeki yıllarda önemli bir emisyon kaynağı olmaya devam etmesinin beklendiğini belirtti. Fosil yakıtlardan çıkış konusunda Türkiye, enerji güvenliği, erişilebilir maliyetler ve ulusal koşulları dikkate alan düzenli ve dengeli bir enerji geçişi izlediğini ifade etti. Türkiye, resmi bir fosil yakıt veya kömürden çıkış tarihi açıklamadığını; bunun yerine hızlandırılmış yenilenebilir enerji yayılımı, enerji verimliliği, elektrifikasyon ve ulusal ETS gibi piyasa temelli araçlar yoluyla enerji sisteminin karbon yoğunluğunu azaltmaya odaklandığını belirtti. Bununla birlikte Türkiye, yenilenebilir enerji, enerji depolama, şebeke modernizasyonu ve enerji verimliliği önlemlerinin hızla genişletildiğini vurguladı. Türkiye, 2035 yılına kadar toplam 120 GW güneş ve rüzgâr kapasitesine ulaşma hedefini güncellediğini ve bunun on yıl içinde güneş ve rüzgâr kapasitesinde dört kat artış anlamına geldiğini belirtti. Türkiye ayrıca COP31 sırasında daha iddialı bir yenilenebilir enerji hedefinin açıklanmasının beklendiğini ifade etti.

Bir Cevap Yazın